Tarih 5 Oca 2011 Kategori: Nükteler

Dişlerin Dibinden Gelen Yemek

Ebü Nasr Semerkandi Hazretleri bir medreseye gider. Bakar ki bir kısmı ilimle bir kısmı da ibadetle meşgul olmaktadır. “Bu durumda bunları aç kalması gerekir” diye düşünür, medresenin bakıcısına sorar:

Devamını okuyun »

Tarih 5 Oca 2011 Kategori: Kıssalar, Nükteler, Tasavvuf

Çocuk Evliya

Adamın birine hanımı balık almasını söylüyor. O da pazara gidip balık alıyor. O sırada bir çocuk yaklaşıp:

Devamını okuyun »

Şahı Nakşibend (k.s.) Hazretleri, Buhara köylerinden birinde Hüsrev isimli bir zatın evine misafir olmuştu. Akşam sohbet sırasında ev sahibine:

Devamını okuyun »

Tarih 4 Oca 2011 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

Zamanın Kutbu

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri başından geçen bir hadiseyi şöyle naklediyor:
— Benim süluke başladığımda 70 bin kadar keşfü keramet sahibi veli vardı. Bunlar arasında ehl-i ilim olanlar da çoktu. Fakat Cenab-ı Allah o asrın kutbiyyet makamını bir ümmiye ihsan etmişti.
Devamını okuyun »

Tarih 13 Ara 2010 Kategori: Kıssalar

Bazı Acayiplikler

Her Peygamber zamanında haklılık ve haksızlık değişik şekilde anlaşılırdı, Mesela:

İbrahim Aleyhisselam zamanında insanlar ellerini ateşe sokarlardı. Ateş, haklı olanın elini yakmaz, haksız olanın elini yakardı.

Musa Aleyhisselam zamanında, Hazret-i Musa’nın asasıyla anlaşılırdı. Haklı olduğunda hareketsiz kalır, fakat haksız olan dokununca hareket ederdi.

Süleyman Aleyhisselam zamanında rüzgarla anlaşılırdı. Haklı olana bir şey yapmayan rüzgar, haksız olanı yukarı kaldırır ve yere düşürürdü.

Zülkarneyn Aleyhisselam zamanında ölçü su idi. Haklı olan suyun üzerine oturduğu zaman donar, haksız olan oturduğu zaman o donmuş olan su yani buz, erirdi.

Davut Aleyhisselam zamanında da asılı bir zincir vardı. Haklı olan o zincire uzandığında ulaşabilir, haksız olan ulaşamazdı.

Peygamber Efendimiz zamanında ise bildiğimiz gibidir. Yani ölçü ya yemin etmek veya delil getirmektir. Haklılığını isbat etmek isteyen kişi, eğer bir iddia sahibi ise, ona dair bir delil getirmeli, inkar ediyorsa, o da yemin etmelidir.

Hem yemin ediyor hem de yalan söylüyorsa, yani yalan yere yemin ediyorsa, o takdirde de cehennem ateşine hazır olmalıdır.

Tarih 13 Ara 2010 Kategori: Kıssalar, Nükteler, Tasavvuf

Evliyanın Duası

Ammar bin Mansur camide va’z ediyordu. Bir adam konuşma sırasında ayağa kalkarak:

– Ya Ammar, ihtiyacım var. Bana dört dirhem verir misin? der.

Ammar Hazretleri, cemaata karşı:

– Kim şu zata istediği dört dirhemi verirse, onun için dört dua ederim, deyince yahudi bir zatın kölesi olan birisi, kalkıp o kadar parayı verir. Kendisi için de o dört duanın şöyle yapılmasını ister:
Devamını okuyun »

Tarih 13 Ara 2010 Kategori: Kıssalar, Nükteler, önyargı

Şeyh ‘den Hırsızlık Emri

Şahı Nakşibend Hazretleri (Kuddise Sırruh) Buhara’da bir dostunun evinde müridleriyle beraber sohbet ederlerken müridlerinden Molla Necmeddin’e dönerek:
– Molla Necmeddin, sana ne söylesem yapar mısın?
– Yaparım Efendim.
– Bir günah işlemeni söylesem, mesela hırsızlık yapmanı söylesem?
Devamını okuyun »

Tarih 1 Eki 2010 Kategori: Mesnevi

KONYALI KUYUMCU ŞEYH SELAHADDİN ZERKUBİ

Selahaddin Feridun, Konya köylerinden birinde doğmuştu. Babasının adı Yağı Basan idi. Köyleri Beyşehir gölü civarında olduğu için, bu aile balıkçılıkla geçinirdi. Selahaddin Konya’ya gelip yerleşmiş, orada kuyumculuk sanatını öğrenmiş, bir dükkan açmış, çalışıyor, rızkını temin ediyordu. Dindar ve faziletli bir kişi olan Selahaddin, Mevlânâ’nın babasının aziz dostu ve halifesi Seyyid Burhaeddin’e intisap etmiş, ahlakı, hulusu ve ibadete düşkünlüğü ile sufilik yolunda hayli ilerlemiş ve şeyhi Seyyid Burhaneddin’den hilafet alarak, şeyhlik makamına yükselmişti. Şeyhi, bu temiz kişiyi, bu Hak aşıkını çok severdi. Gerçekten de Selahaddin ümmi yani hiç okuma yazma bilmiyordu, ama muttaki, ibadetine çok düşkün, çok nurlu bir mümindi. İlahı aşka gönlünü vermiş, bir çok haller elde etmişti. Selahaddin-i Zerkubi yani Kuyumcu Selahaddin, şeyhi Seyyid Burhaneddin Kayseri’ye gidince, köyüne dönmüş, orada evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuştu.

Devamını okuyun »

Erzurum’un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı:
Devamını okuyun »

Tarih 30 Haz 2009 Kategori: Kıssalar

SİYAH VE BEYAZ KÖPEKLER

Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli
o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.
Devamını okuyun »

Tarih 22 Şub 2009 Kategori: Mesnevi, Tasavvuf

SOFİNİN BOŞ SOFRAYA SEVDALANMASI

Bir sofi bir gün çiviye asılmış bir sofra gördü. Vecde geldi, dönmeye, oynamaya başladı, elbisesini yırtıyor. İşte azıkların azığı. İşte kıtlıkların, dertlerin devası diye naralar atıyordu. Dumanı başından çıkıp neşesi, zevki arttıkça arttı. Sofilerde ona uydular, semaa başladılar. Kih, kih gülmeye, hay huy etmeye koyuldular. Defalarca kendilerinden geçip kendilerine geldiler.
Devamını okuyun »

Tarih 22 Şub 2009 Kategori: önyargı

Ön Yargılı İnsanlar Ülkesine Hoş Geldiniz – 4

DR.PAUL RUSKİN, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur:
Devamını okuyun »

Tarih 22 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

Ebûl Vefa Hazretleri

İstanbul’un alındığı, Bizans’ın yıkıldığı yıllardır. Ama Akdeniz huzursuzdur hâlâ. Rodoslu çapulcular Bahr-ı Sefid’in çıbanıdırlar. Evet bu adada güzel üzüm yetişir ve nefis zeytin olur. Ama ada sakinleri bağla bahçeyle uğraşmaz. Ticaretten ve sanattan da uzaktırlar. İyi bildikleri tek iş vardır: ‘Yol kesmek!’
O yıllarda Rodoslu haydutlar ticaret gemilerini yağmalar, sahil köylerini basarlar. Zahmetsiz kazandıklarını saza, şaraba yatırırlar. Liman kenarındaki batakhaneler eşkıya kaynar. Bu işrethanelere abone olabilmenin tek yolu vardır: Daha fazla soygun yapmak, daha fazla can yakmak.
Devamını okuyun »

Tarih 22 Şub 2009 Kategori: Tasavvuf

Hz. Mevlana’nın Hayatı

Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi O’na daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Şemseddin-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana’nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyar-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.

Devamını okuyun »

Tarih 22 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

İmam-ı Rabbani

İmam-ı Rabbani hz. leri ömrü boyunca onlarca kitap yazmıştır.
Gece yarısı kalkıp diğer gecenin geç saatlerine kadar öğrenci yetiştirir günde sadece bir ya da iki saat kitap yazmakla meşgul olurdu.
Devamını okuyun »

Tarih 21 Şub 2009 Kategori: önyargı

Önyargılı insanlar ülkesine hoşgeldiniz – 3

Köyün birinde bir yasli adam varmis. Çok fakirmis ama Kral bile onu kiskanirmis… Öyle dillere destan bir beyaz ati varmis ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamini teklif etmis ama adam satmaya yanasmamis..
Devamını okuyun »

Tarih 21 Şub 2009 Kategori: önyargı

Önyargılı insanlar ülkesine hoşgeldiniz – 2

Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış.
Devamını okuyun »

Tarih 21 Şub 2009 Kategori: önyargı

Önyargılı insanlar ülkesine hoşgeldiniz – 1

Aşağıdaki test sorularını cevaplara bakmadan cevaplayınız.
Devamını okuyun »

Tarih 17 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar

DÜNYA FANİ İMİŞ!

Yoldan geçen birisi, evinin bahçesinde tuhaf hareketler yapan bir adama sorar:

– Niye öyle tepinip duruyorsun?

Devamını okuyun »

Tarih 17 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar

HADDİNİ AŞMANIN ZARARI

Bir gün adamin biri Hz.musa’a.s’ ya geldi:
‘Ya Musa ne olur dua et de ben hayvanlarin dilinden anlayayim ve bundan kendime hisseler cikararak daha iyi bir insan olayim.’dedi.
Hz.Musa’a.s':
‘Yürü isine git,kaldiramayacagin bir yükün altina girmeye calisma,bu halin senin icin daha hayirlidir.’dedi.
Fakat adam dinlemedi israr etti:
Devamını okuyun »

Tarih 16 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tarih

KEYREVAN CAMİİ

İslâm tarihinde birinci asrın meşhur fütuhat kumandanlarından ve Tabiûn ehlinden Ukbe b. Nafi, (ö. 62-63/682-83), Hz. Muaviye tarafından İfrikiyye (Tunus) valiliğine getirilmişti. Emrine onbin kişilik bir süvari ordusu verilmiş, İfrikiyye’de müslüman olan Berberîlerin de katılmasıyla ordunun sayısı artmıştı.
Ancak o zamanki Berberîlerin tuhaf bir hali vardı: Müslüman kumandanlar oralardan çekilince İslâm’dan yüz çevirirler, başkalarını da dinden döndürürlerdi. Ukbe b. Nafi, buralarda yerli halkın isyanlarını engellemek, müslümanların emniyet içinde yerleşimlerini sağlamak ve askerlere iyi bir karargâh edinmek için bir şehir kurmaya karar verdi.

Devamını okuyun »

Tarih 16 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar

Kuşun Öğüdü

Birisi bir hileyle kusun birini tuzaga düsürerek yakaladi.kus dile gelerek yalvardi:
“Ey ulu Hoca sen bircok öküzler,koyunlar yedin,develer kurban ettin.Bu dünyada onlarla bile doymadin,benimle mi doyacaksin.Eger beni birakirsan ben sana üc ögüt verecegim ki bunlara uyarsan her müskülün hallolur.
Devamını okuyun »

Tarih 16 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

Biz yaparız, o değil

Büyük ariflerden Şeyhu’l-İslam Ahmed Cami Hz.lerinin huzuruna bir Türkmen beyi geldi. Yanında ailesi de vardı. Kadının elinde son derece güzel yüzlü bir çocuk bulunuyordu. Çocuğun iki gözü de kördü. Anne-baba büyük bir ızıdırap içindeydiler. Üzüntü ile Ahmed Cami Hz.lerine yaklaştılar ve:

Devamını okuyun »

Tarih 16 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar

Gerçek Gün Yüzüne Çıkınca

Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna “ayağınıza takılan şeyleri toplayın” diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:

Devamını okuyun »

Tarih 16 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar

BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ

Halife Harun er-Reşid’e , o zamanın Fransa kralı bir gül fidanı hediye etmişti. Harun Reşid, o gül fidanına çok itibar göstererek bahçıvana verdi. ve:

-Buna iyi bak. Bahçeye dik. Yetiştiği zaman da ilk çiçeğinden bana getir, dedi.
Devamını okuyun »

Tarih 12 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

Beni Yorma

“”Yusuf Hemedanî Hazretleri (k.s) bir gün evinde iken gönlüne dışarı çıkmak arzusu geldi.Halbuki cuma gününden başka bir günde dışarıya çıkmak adeti değildi.Bu arzu o kadar ağır bastı ki,bu arzunun sebebini çözemedi.Derken merkebine bindi..
Devamını okuyun »

Tarih 11 Şub 2009 Kategori: Nükteler

Bahşiş

Sair Ebu Dalleme ile halife mehdi arasinda söyle bir olay gecer:
Ebu Dalleme, Abbasi hükümdarlarini Öven bir siirini Halife mehdiye takdim eder.Halife kasideyi pek begenir:
-Sana bu kasiden icin ne bahşiş vereyim.?
Efendim ben deniz bir av köpeği isterim.
Devamını okuyun »

Tarih 11 Şub 2009 Kategori: Aldananlar

Salebe

Ebu Ummet-ul Bahilî’nin rivayet ettiğine göre Salebe İbni Hâtip Peygamber’imize
” Ya Rasûlallah, Allah’a duâ et de bana mal versin” dedi.
Peygamber’imiz onun bu arzusunu
“Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir.” diye karşılık verdi.
Devamını okuyun »

Tarih 11 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar, Tasavvuf

Kibirin Kaybettirdikleri

” seyyid Aliyyul havas hazretleri naklediyor:
“Bizim bulundugumuz yere maymun oynatmak üzere bir cambaz cadiri kuruldu. Oglum, Abdul vehhab sarani sakin kimseyi KÜCÜMSEMEYIN. Hayvan oynatan insanlarida kücük görüp horlamayin.
Allahü teala hazretleri,böylelerini horlayan bilgin kisinin imanini yok etmek icinbelkide bir güc ve kuvvet vermis olabilir.
Devamını okuyun »

Tarih 7 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

Behlûl’e Dair Bir Hikâye

Gönlü perişan Behlûl, Bağdat’ta çocukların elinden bunalmıştı. Sürekli ona taş atıyorlar, her yandan üstüne saldırıyorlardı. Derken yerden küçük bir taş alıp onlara verdi ve dedi ki:
“Böyle küçük taşlar atın bari! Büyük taşlarla beni topal etmeyin. Attığınız taşlardan ayağım yaralanırsa oturarak namaz kılmak zorunda kalırım.”
Devamını okuyun »

Tarih 7 Şub 2009 Kategori: Tasavvuf

Günahkâr Genç ve Azap Melekleri

Mahşerde bir genç, Allah Teâlâ’dan aman dilemiş. Günahı pek çokmuş. Melekler, onu cehenneme atmak için koşmuşlar. Fakat yüce ihsan sahibi Hâkim-i Teâlâ, ona yâran olmuş. Melekler tam onu yakaladıkları sırada,
“Neden bu genci cehenneme sürüklüyorsunuz?” diye bir hitap gelmiş.
Devamını okuyun »

Tarih 7 Şub 2009 Kategori: Kıssalar

Hiç Hayalinizden Sıfır Aldınız mı?

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye
çalışan bir gezgin at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi
nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı.

Devamını okuyun »

Tarih 7 Şub 2009 Kategori: Kıssalar

Bu da geçer Ya Hû

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.

Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar.
Devamını okuyun »

Tarih 7 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

GERÇEK HAC NASIL OLUR?

Büyük ariflerden İmam Şiblî hazretlerine bir tanıdığı geldi; hacca gideceğini söyleyip, duasını talep etti ve bir isteğinin olup olmadığını sordu. Şiblî (k.s), “Yanına iki büyük çuval al, onları orada rahmetle doldur ve bize getir ki, hacdan nasibimiz olsun ve bizi ziyarete gelen dostlara da ondan ikram edelim” dedi.
Devamını okuyun »

Tarih 3 Şub 2009 Kategori: Aldananlar, Kıssalar, Tarih

AÇLIKTAN ÖLDÜREN SERVET

Bir zamanlar Yemen’de çok şiddetli bir sel ortalığı alt-üst eder. Sular çekildikten sonra eski bir mezarın açıldığı görülür. Ortaya bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Kitabedeki yazı okunduğunda görülür ki, bu ceset, Hımyerî hükümdarlarından Zu Şefer’in kızı olan Tace adındaki bir kadına aittir.
Devamını okuyun »

Tarih 3 Şub 2009 Kategori: Kıssalar

Salih amelim yok ki!

Yezîd er-Rakkaşî anlatıyor:

İsrailoğulları zamanında zalim bir hükümdar vardı. Bir gün makamında otururken kapıdan içeri sevimsiz görünüşlü ve korkunç halli birisinin girdiğini gördü. Hükümdar onun aniden içeri dalışının heybetli bir şekilde girişinin verdiği şiddetli korku ile hemen adamın karşısına dikilerek:

– Ey adam, sen kimsin! Evime bu şekilde girmene kim izin verdi? diye sordu. Gelen adam:

– Bu evin asıl sahibi izin verdi! Ben ise hiçbir kapıcı ve muhafızın engel olamayacağı, hiçbir padişahın yanına girerken izin almaya ihtiyaç duymayan, hiçbir sultandan korkmayan, hiçbir zalimin korkutamadığı ve aynı zamanda hiçbir kimsenin elimden kaçamadığı birisiyim, dedi.
Devamını okuyun »

Tarih 3 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

GARİP BİR DENEME

Gazneli Sultan Mahmut bir gün divana gittiğinde bütün memleket büyüklerinin orada toplanmış olduklarını gördü. Beylerini ve vezirlerini denemek istedi. Bir mücevher çıkararak vezirine uzattı:

“Bu nasıl bir mücevher, değeri ne olabilir?“ diye sorunca vezir:

“Bu çok kıymetli bir mücevherdir, yüz eşek yükü altın eder,“ dedi.
Devamını okuyun »

Tarih 3 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

ODUNCULUK YAPAN DERVİŞ

Dervişin biri şöyle hikâye etti:

“Rüyamda Hızır‘a mensup olan erenleri gördüm. Helâl olan ve hiç vebali bulunmayan rızkı nerede bulayım? diye sordum.“

Elimden tutup beni dağlara ormanlara götürdüler, ormanlardaki meyveleri silkelediler:
Devamını okuyun »

Tarih 2 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

BU NASIL LATİFE OLA?

Mısır‘da dul bir kadıncağızın bir kızı ve altı öksüz torunu vardı. Bu zavalı kadıncağız, evinde iplik eğirir ve her hafta sonu 600 dirhem ipliği pazara götürüp satarak, bir kısmıyla bir dahaki hafta için keten satın alır ve kalanı ile de kendileri ve torunları geçinirlerdi. Gayet sâliha bir kadın olan bu fakir, her gece Allaha niyaz eder:

— Yâ Rab! Şu öksüzlere merhamet buyur, onlara hayırlı bir rızık ihsan eyle de, beni şu iplik bükmek meşakkatinden kurtar, artık ihtiyarladım, elim tutmaz ve gözüm görmez oldu. Beni bu azaptan kurtar, diye dua ederdi.
Devamını okuyun »

Tarih 2 Şub 2009 Kategori: Kıssalar

Bir Günahkârın Cenazesi

Malik ibn Dinar Hazretleri [ö.131/748] anlatıyor:

Basra’da küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığını gördüm. Cenazeyi uğurlayan başka kimse de yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum. Dediler ki:

– Bu adam büyük günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi.
Devamını okuyun »

Tarih 2 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

Keyhusrev ve Cem’in Kadehi

Keyhusrev bir gün Cemşîdcesine oturmuş, güneşe karşı da Cem’in kadehini koymuş, yedi iklimin sırlarını seyrediyor, yedi yıldızın hareketlerini o kadehten takip eyliyordu.

O kadehte, iyi kötü, ona görünmeyen hiçbir şey yoktu. Bir gün Cem’in kadehinde Cem’in kadehini de görmek, bütün bir âlemi bir anda bir açıdan seyretmek istedi. Gerçi bütün âlemi görüp duruyordu, ama o kadehte o kadehi göremiyordu. Bu sırrı anlamak için bir hayli uğraştı, ancak bir türlü gözünün önündeki perde kalkmadı.
Sonunda kadehte şöyle bir yazı belirdi: 

Devamını okuyun »

Tarih 2 Şub 2009 Kategori: Kıssalar, Tasavvuf

BANA ÖĞÜT VERİN

İbrahim bin Edhem anlatıyor:

Bir zaman Beyt–i Makdis‘e gitmek için yola çıktım. 

Yolda giderken yedi kişiye rastladım, onlara selâm verdim:
Devamını okuyun »

Tarih 29 Ara 2008 Kategori: Kıssalar, Kur'an, Tasavvuf

KABİRDE KONUŞAN GENÇ

Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede.

Devamını okuyun »

Tarih 25 Ara 2008 Kategori: Tasavvuf

İşin Özü

Avârif  kitâbının son bâbında imâm Sühreverdî, Cüneyd-i Bağdâdîden
naklen diyor ki: Engellerin, mâni’lerin çoğu, mürîdin bu yolun başlangı
cında yaptığı fesâddan ileri gelir. O hâlde mürîd, bu yolda sülûkun
başlangıcında niyyetini sağlam yapmasına ihtiyâc vardır. Niyyetin sağ-
lamlığı ise, nefsinin arzûlarından vazgeçmesi ve onun hoşuna giden her
şeyi terk etmesidir. Böylece, Allah rızâsı için hâlis olarak bu yola koyulmuş
olur.
Devamını okuyun »

Tarih 2 Kas 2008 Kategori: Kıssalar, Nükteler, Tarih

Nükteler

Mevlevi

Mısır seferinden dönerken Yavuz Sultan Selim Konya dolaylarında mola verir.
Bu sırada korkunç bir kasırga çıkar. Herkes, yerden kalkan tozların döne döne
yükselişini hayretle seyreder. Padişah, bu durumu çok değer verdiği, her zaman yanında
bulundurmaktan zevk aldığı büyük alim Kemal Paşazade’ye sorar:
“Bu neyin nesidir, hocam?”
Hoca şu cevabı verir. Yavuz Sultan Selim’e:
“Burası bildiğiniz gibi Mevlana’nın şehridir efendim. Taşı toprağı Mevlevidir.
İşte böyle gördüğünüz gibi durmadan dönerler.”

Devamını okuyun »

Tarih 2 Kas 2008 Kategori: Kıssalar

Ameş ve Karısı

İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.’in arkadaşlarından, o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A’meş, bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş, ama hanımı kocasına kırgın olduğu için, adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.
Adam öfkeyle:
-Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp, azarladı. Fakat bir cevap alamadı.
A’meş’in kızı babasına:
-Bu gece olmasa da, yarın sabah konuşur seninle, dediyse de adamın öfkesi dinmedi:
-Eğer bu gece benimle konuşmazsa, benden kesin boş olsun, dedi.
Devamını okuyun »

Tarih 2 Kas 2008 Kategori: Kıssalar

Nefsini Allah’a Satan Genç

FAKİH anlatıyor:
– Babam, Abdulvahid b. Zeyd’in şöyle dediğini anlattı:
– Bir gün ben alışılmış toplantılarımızdan birinde idim. Gazaya çıkmak için hazırlığımızı yapıyorduk. Arkadaşlarıma pazartesi sabahına hazırlanmaları emrini verdim. Bu sırada biri, şu âyet-i kerimeyi okudu:
– “Allahu Teâlâ, kendilerine verilecek cennet karşılığı, mü’minlerden mallarını ve nefislerini satın almıştır…” (Tebve süresi, âyet:111)
Sonunda onbeş yaşında bir genç ayağa kalktı. Babası ölmüştü. Babasından kendisine çok mal kalmıştı. Bana şöyle dedi:
– Ey Abdulvahid! Allahu Teâlâ , kendilerine cennet verilmek üzere, mü’minlerden mallarını ve nefislerini satın almışmıdır?
– Evet, dedim. Şöyle devam etti:
– Ay Abdulvahid! Bana cennet verileceği vaadine inanarak nefsimi Yüce Allah’a satıyorum.
Devamını okuyun »

Tarih 2 Kas 2008 Kategori: Kıssalar

Mevlana ve Hacı Bektaş Veli

Bir adamcagiz kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alir.

Neden sonra, yaptiklarindan pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey
yapmiş olmak için bunu Haci Bektas Veli ‘nin dergahına kurban olarak
bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar ayni zamanda aşevi işlevi
görüyordu.

Durumu Hacı Bektaş Veli ‘ye anlatınca Hacı Bektaş Veli helal değildir
diye kurbanı geri çevirir.
Devamını okuyun »

O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)

Akıl ve vicdan sahibi her insan Allah’ın yarattığı her canlıda Allah’ın aklının, gücünün ve ilminin yansımalarını görecek ve böylelikle Allah’ın sonsuz ilmini ve nihayetsiz gücünü daha iyi takdir edebilecektir. Allah bir ayette evrende yarattığı varlıklardan bazılarını belirttikten sonra bunların her birinin “içten Allah’a yönelen her kul için ‘hikmetle bakan bir iç göz’ ve bir zikir” olduğunu bildirmektedir. (Kaf Suresi -8 )

İşte bu yazının amacı da, çevrelerinde gördükleri kusursuz sistem üzerinde düşünebilen insanlara, Allah’ın ihtişamlı yaratışının delillerini çeşitlendirerek, daha derin düşünebilecekleri bir imkan oluşturmaktır.

Devamını okuyun »

Tarih 2 Kas 2008 Kategori: Kıssalar, Kur'an

Azrail Söylediğinden de Güzelmiş

İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini
söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda: “Fatma”, dedi. Hiç de çekinmeyen
bir tavırla… Ve ekledi: “Eğer hafız yaptırmazsanız kayıt yaptırmak
istemiyorum”. Böyle tehdit edercesine konuşması onu yaşından daha olgun
gösteriyordu. Tebessümle:”Korkmayın küçük hanım siz isteyin hafız da
yaparız, hoca da…” O küçük gözlerinin içi parıldadı birden. Annesi: “-Hoca
hanım kusuruna bakma hele sen, ille de hafız olcam der de başka bir şey
demez.
Devamını okuyun »